İhalenin Feshinde Hissedar Teminat Yatırmak Zorunda mı?
İcra yoluyla satılan taşınmazda pay sahibi olan kişi, ihalenin feshini isterken yüzde beş teminat yatırmak zorunda mı? İİK m. 1...
Karşılıksız kalan bir çekin keşidecisi, çoğu zaman icra takibi başlamadan önce borcun bir kısmını ödeyerek ilişkiyi yumuşatmak ister. Bu ödeme genellikle banka havalesi veya elektronik transferle yapılır ve açıklama kısmına ödemenin hangi çeke ilişkin olduğu, çoğunlukla çekin seri numarası yazılır. Ne var ki hamil, kendisine ulaşan bu tutarı düşmeden, çekin tam bedeli ve buna bağlı ferîler üzerinden kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takibe girişebilmektedir.
Bu durumda borçlunun önünde birden fazla yol bulunur: ödeme emrine karşı icra mahkemesinde itfa itirazı (borca itiraz) ileri sürmek, genel mahkemede menfi tespit davası açmak veya fazladan ödemek zorunda kaldığı tutar için istirdat yoluna başvurmak. Bu yazıda, takipten önce yapılan kısmi ödemenin mahsup edilmemesi hâlinde bu yolların koşulları, ispat ölçütü ve Yargıtay uygulaması genel hatlarıyla ele alınmaktadır.
Kambiyo senetlerine özgü takipte borçluya gönderilen ödeme emrinde yer alacak ihtarlar 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 168. maddesinde sayılmıştır. Maddenin 5 numaralı bendi, borcun itfa edildiği iddiasının hangi süre ve usulde ileri sürüleceğini şöyle düzenler:
Borçlu olmadığı veya borcun itfa edildiği veya mehil verildiği veya alacağın zaman aşımına uğradığı veya yetki itirazını sebepleri ile birlikte beş gün içinde icra mahkemesine bir dilekçe ile bildirerek icra mahkemesinden itirazın kabulüne dair bir karar getirmediği takdirde cebri icraya devam olunacağı ihtarı.
İİK m. 169 ise bu itirazın icra dairesine değil, doğrudan icra mahkemesine yapılacağını ve kendiliğinden takibi durdurmayacağını hükme bağlar:
Borçlu, 168 inci maddenin 5 numaralı bendine göre borca karşı yapacağı itirazını bir dilekçe ile icra mahkemesine bildirir. Bu itiraz satıştan başka icra takip muamelelerini durdurmaz.
İcra mahkemesinin inceleme yetkisi dardır. İİK m. 169/a'nın birinci fıkrasına göre itfa iddiası ancak belirli nitelikteki belgelerle ispatlanabilir:
Hâkim, duruşma sonucunda borcun olmadığının veya itfa veya imhal edildiğinin resmî veya imzası ikrar edilmiş bir belge ile ispatı hâlinde itirazı kabul eder.
Aynı maddenin ikinci fıkrası, ibraz edilen belgelerden borcun itfa edildiği kanaatine varılması hâlinde mahkemeye takibi muvakkaten durdurma imkânı tanır. Altıncı fıkra ise itirazın esasa ilişkin nedenlerle kabulü hâlinde kötü niyetli veya ağır kusurlu alacaklı aleyhine tazminat öngörür:
Borçlunun itirazının icra mahkemesince esasa ilişkin nedenlerle kabulü hâlinde kötü niyeti veya ağır kusuru bulunan alacaklı, takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere; takip muvakkaten durdurulmuş ise bu itirazın reddi hâlinde borçlu, diğer tarafın isteği üzerine takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata mahkûm edilir.
Kısmi ödemenin hangi kaleme mahsup edileceği 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 100. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiştir:
Borçlu, faiz veya giderleri ödemede gecikmemiş ise, kısmen yaptığı ödemeyi ana borçtan düşme hakkına sahiptir. Aksine anlaşma yapılamaz.
Ferîler bakımından ise 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 810. maddesi hamilin başvurma yoluyla "çekin ödenmemiş olan bedelini" ve bu tutarın faizini isteyebileceğini; 783. maddesinin üçüncü fıkrası da çek tazminatının "çekin karşılıksız kalan bedelinin yüzde onu" üzerinden hesaplanacağını belirtir. Bu iki hüküm, takipten önce ödenen kısmın ferîlerin hesabında da dikkate alınması gerektiği yönündeki görüşün dayanağını oluşturur.
İcra mahkemesindeki dar yetkili incelemeden bağımsız olarak, borçlunun genel mahkemeye başvurma imkânı da saklıdır. İİK m. 72'nin birinci fıkrası bu yolu şöyle düzenler:
Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir.
Maddenin devamına göre, tedbir alınmamış ve borç ödenmişse davaya istirdat davası olarak devam edilir; takibe itiraz etmemiş veya itirazı kaldırılmış olduğu için borçlu olmadığı parayı ödemek zorunda kalan kişi de ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde paranın geri alınmasını isteyebilir.
Yargıtay uygulamasında, açıklamasında takibe konu çekin numarası yer alan banka dekontlarının İİK m. 169/a kapsamında itfa belgesi olarak değerlendirildiği kararlar bulunmaktadır.
Daire tarafından onanan bölge adliye mahkemesi kararında, takipten önce yapılan ödemelere ilişkin dekontlar şu gerekçeyle yeterli görülmüştür:
dekontların her birinde takibe konu çeklerin numaralarının ve ödemenin hangi çeke ilişkin olarak yapıldığının açıkça belirtildiği, ödemelerin tamamının muteriz borçlular ve dahil oldukları grup şirketler tarafından takip tarihinden çok önce yapıldığının anlaşıldığı
Bu kararda da onanan bölge adliye mahkemesi kararı, dekontta çekin seri numarasının yazılı olmasını belirleyici kabul etmiş ve alacaklının ödemeden haberdar olmadığı savunmasına itibar etmemiştir:
incelenen banka dekontlarında, takip konusu çekin seri nosu açıkça yazılarak çeke ilişkin olarak ödeme yapıldığının açıkça belirtildiği
Kısmi ödemenin doğrudan asıl alacaktan düşülüp düşülemeyeceği konusunda Daire, TBK m. 100'e dayanarak şu tespiti yapmış ve aksi yöndeki kararı bozmuştur:
yapılan ödemelerin Borçlar Kanunu 100. madde uyarınca öncelikle faiz ve ferilerine mahsup edilerek takipte istenebilecek alacak miktarının belirlenmesi ve tazminat isteminin de buna göre değerlendirilmesi gerekirken
Daire tarafından onanan bölge adliye mahkemesi kararında, takipten önce yapılan ve belgeyle ispatlanan ödemeyi düşmeden takip başlatan alacaklı hakkında şu değerlendirme yapılmış ve İİK m. 169/a uyarınca tazminata hükmedilmiştir:
kötü niyetli olmasa bile ağır kusurlu olduğunun kabulü gerektiği
Menfi tespit davasında, takip konusu çekler dolayısıyla yapılan ödemenin ispatlanan kısmı yönünden borçlu olunmadığının tespitine karar verilmiş ve hüküm Yargıtayca onanmıştır. İlk derece mahkemesinin gerekçesi şöyledir:
takip konusu 3 adet çek dolayısıyla toplam 50.000.- TL ödeme yapıldığının ispat edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne
İncelenen mevzuat ve kararlar birlikte değerlendirildiğinde, takipten önce yapılan ve açıklamasında çek numarası bulunan kısmi ödemenin, kural olarak İİK m. 169/a anlamında itfa belgesi niteliğinde kabul edildiği görülmektedir. Bununla birlikte her somut olayda ödemenin takibe konu çeke özgülendiğinin dekonttan tereddütsüz anlaşılması, ödemenin alacaklının hesabına gerçekten ulaşmış olması ve itirazın süresinde yapılması gerekir. Açıklaması belirsiz veya başka borçlarla karışabilecek ödemelerde icra mahkemesinin dar inceleme yetkisi nedeniyle sonuç farklı olabilir.
Ödeme emrinin tebliğinden sonra izlenebilecek başlıca adımlar şöyle özetlenebilir:
Hesaplama yönünden de dikkatli olunmalıdır. Çekin ibrazı ile ödeme tarihi arasında faiz işlemişse, TBK m. 100 ve yukarıda anılan 12. Hukuk Dairesi kararı uyarınca ödemenin önce faiz ve giderlere, kalanının asıl alacağa mahsup edilmesi gündeme gelebilir. Çek tazminatı, komisyon ve faiz gibi ferîlerin de mahsup sonrası kalan bakiye üzerinden yeniden hesaplanması gerekip gerekmediği, TTK m. 783/3 ve m. 810 hükümleri çerçevesinde ayrıca incelenmelidir. Muhatap bankanın kanuni sorumluluk tutarının takipten düşülüp düşülmeyeceği ise ayrı bir sorundur; bu konuda içtihatta hamilin bu tutarı fiilen tahsil edip etmediğine göre ayrım yapıldığı, doktrinde ise farklı görüşler bulunduğu görülmektedir.
Karşılıksız çek nedeniyle kambiyo takibi başlatılmadan önce yapılan ve açıklamasında çekin numarası yazılı olan kısmi ödeme, alacaklı tarafından mahsup edilmeden takibe konulduğunda borçlu kendiliğinden korunmuş olmaz. Bu ödemenin takipte dikkate alınması için ödeme emrinin tebliğinden itibaren beş gün içinde icra mahkemesine itfa itirazında bulunulması, itirazın İİK m. 169/a'nın aradığı nitelikte belgeyle desteklenmesi ve gerektiğinde takibin muvakkaten durdurulmasının talep edilmesi önem taşır.
Bu yolun kullanılamadığı durumlarda İİK m. 72'deki menfi tespit ve istirdat davaları borçlunun hakkını genel hükümlere göre arama imkânı sunar. Yargıtay kararları, çek numarası belirtilerek yapılan ödemelerin itfa belgesi olarak kabul edilebildiğini ve bu ödemeyi düşmeden takip başlatan alacaklının ağır kusurlu sayılabileceğini göstermektedir. Ancak mahsup sırası, ferîlerin yeniden hesaplanması ve belgenin niteliği her dosyada ayrıca değerlendirilmesi gereken hususlardır.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır. Her olayın koşulları farklıdır; kendi durumunuz için bir avukata danışmanızı öneririz.
İcra yoluyla satılan taşınmazda pay sahibi olan kişi, ihalenin feshini isterken yüzde beş teminat yatırmak zorunda mı? İİK m. 1...
Takipten sonra açılan menfi tespit davasında verilen tedbir kararı, araçlara daha önce konulan haciz ve yakalama şerhlerini kal...
Çekte düzenleyen imzası yerine kaşe basılmışsa senet kambiyo vasfını kaybeder mi, borçlu imza itirazına mı başvurmalıdır? Yazıd...
Durumunuzu anlatın, size en uygun hukuki yolu birlikte belirleyelim.