0(216) 807 2049 info@batmanlegal.com Hafta içi 09:00 - 18:00
Aile Hukuku

Dini Nikahta Mehir Alacağının Tahsili

Dini Nikahta Mehir Alacağının Tahsili

1. Giriş ve Hukuki Sorun

Uygulamada resmî nikâh kıyılmadan yalnızca dinî nikâhla bir araya gelen çiftlerin, nikâh sırasında tanıklar huzurunda bir mehir senedi düzenlediği sıkça görülmektedir. Bu senetlerde genellikle erkek, kadına belirli miktarda altın veya taşınır mal vermeyi taahhüt eder. Birlikteliğin sona ermesiyle birlikte kadının bu taahhüdü dava yoluyla isteyip isteyemeyeceği sorusu gündeme gelir.

Örneğin, dinî nikâh sırasında erkeğin belirli gramajda altın vermeyi yazılı olarak üstlendiği, senedin tanıklarca da imzalandığı ve taraflar arasında resmî evlilik bulunmadığı bir durumda; senedin geçerliliği, görevli mahkeme, kime dava açılacağı, ispat yükü ve talebin nasıl kurulacağı ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Bu yazıda söz konusu sorular, ilgili mevzuat ve Yargıtay kararları çerçevesinde ele alınmaktadır.

2. İlgili Mevzuat

2.1. Türk Medeni Kanunu m. 143

Dinî törenin evliliğin geçerliliği bakımından bir etkisi bulunmadığı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 143. maddesinde açıkça düzenlenmiştir:

Evlenme töreni biter bitmez evlendirme memuru eşlere bir aile cüzdanı verir.
Aile cüzdanı gösterilmeden evlenmenin dinî töreni yapılamaz.
Evlenmenin geçerli olması dinî törenin yapılmasına bağlı değildir.

2.2. Türk Borçlar Kanunu m. 26, m. 27 ve m. 288

Mehir kurumu Medeni Kanun'da ayrıca düzenlenmediğinden, mehir taahhüdü borçlar hukukunun genel hükümleri çerçevesinde değerlendirilir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 26. maddesi sözleşme özgürlüğünü düzenler:

Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler.

Bu özgürlüğün sınırı ise TBK m. 27/1'de çizilmiştir:

Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.

Karşılıksız bir kazandırma taahhüdü içeren mehir, niteliği itibarıyla bağışlamaya yakın düşer. Bağışlama sözleşmesi TBK m. 285/1'de şöyle tanımlanmıştır:

Bağışlama sözleşmesi, bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere, malvarlığından bağışlanana karşılıksız olarak bir kazandırma yapmayı üstlendiği sözleşmedir.

Gelecekte bir mal verme taahhüdü niteliğindeki mehir bakımından ise bağışlama sözü vermeye ilişkin TBK m. 288/1 şekil şartı öngörür:

Bağışlama sözü vermenin geçerliliği, bu sözleşmenin yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır.

2.3. Görev ve İspat Kuralları

Aile mahkemelerinin görev alanı, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun'un 4. maddesinin birinci bendinde şöyle belirlenmiştir:

1. 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun Üçüncü Kısım hariç olmak üzere İkinci Kitabı ile 3.12.2001 tarihli ve 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna göre aile hukukundan doğan dava ve işler,

Genel görevli mahkemeye ilişkin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 2. maddesinin birinci fıkrası ise şöyledir:

(1) Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.

Hukuki işlemlerin senetle ispatı zorunluluğu HMK m. 200/1'de düzenlenmiştir:

(1) Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz.

Senede karşı ileri sürülen iddiaların ispatı bakımından ise HMK m. 201 belirleyicidir:

(1) Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz.

HMK m. 200 ve m. 201'deki parasal sınırlar, HMK ek madde 1 uyarınca her yıl yeniden değerleme oranında güncellenmektedir.

3. Hukuki Nitelendirme

3.1. Mehir Taahhüdünün Niteliği ve Şekli

TMK m. 143 uyarınca dinî tören, taraflara yasal eş sıfatı kazandırmaz. Bu nedenle dinî nikâhta düzenlenen mehir senedi, aile hukukundan doğan bir alacak olarak değil, TBK m. 26'daki sözleşme özgürlüğü çerçevesinde bir borç taahhüdü olarak ele alınır. Taşınır mal veya altın verme taahhüdünün geçerliliği için TBK m. 288/1'deki yazılı şekil yeterlidir; borçlunun imzasını taşıyan senet bu şartı karşılar. Ancak aşağıda görüleceği üzere, resmî nikâh yapılmamasının senedin geçerliliğine etkisi konusunda Yargıtay daireleri arasında farklı yaklaşımlar bulunmaktadır.

3.2. Görevli Mahkeme

Taraflar arasında TMK'ya uygun resmî bir evlilik bulunmadığından, uyuşmazlık TMK'nın İkinci Kitabı kapsamında aile hukukundan doğan bir dava niteliği taşımaz. Bu nedenle 4787 sayılı Kanun'un 4. maddesi uyarınca aile mahkemesi değil, HMK m. 2/1 gereğince genel görevli asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Tarafların ortak çocuğunun bulunması, borçlar hukukuna dayalı taahhüdün niteliğini değiştirmez; yalnızca fiilî birlikteliğin varlığını gösteren bir olgu olarak değerlendirilebilir.

3.3. Davanın Kime Açılacağı

Mehir senedinde tanık sıfatıyla imzası bulunan kişiler, senetle açıkça borç altına girmedikçe taahhütten sorumlu tutulamaz. Dolayısıyla dava, tanıklara karşı değil, taahhütte bulunan borçluya karşı açılmalıdır.

3.4. İspat Yükü ve Talebin Kurulması

Davacının yazılı ve imzalı bir mehir senedine dayanması hâlinde, taahhüt edilen altınları teslim ettiğini savunan borçlu bu savunmasını HMK m. 201 uyarınca tanıkla değil, yazılı delille ispatlamak zorundadır. Yazılı delil bulunmadığında taraflar kesin delil niteliğindeki yemine de başvurabilir. Talep kurulurken aşağıdaki hususlara dikkat edilmelidir:

  • Altınların öncelikle aynen teslimi istenmelidir.
  • Aynen teslim mümkün olmazsa, bedelin faiziyle birlikte tahsili terditli olarak talep edilmelidir.

4. Yargıtay Uygulaması

Resmî nikâh olmaksızın düzenlenen mehir senetleri konusunda Yargıtay kararları tek yönlü değildir. Aşağıdaki kararlar, geçerlilik, husumet, ispat ve talep biçimi bakımından öne çıkan yaklaşımları göstermektedir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2021/8076, K. 2022/1622, T. 28.02.2022

Daire, resmî nikâh yapılmadan düzenlenen mehir senedine dayalı altın talebini incelemiş ve senedin evlilik amacına bağlı olduğunu, resmî nikâh gerçekleşmediğinden geçerli olmadığını kabul etmiştir:

İşbu belgenin evlilik birliğinin gerçekleşmesi amacıyla düzenlendiği ancak davalı ... ve davacı arasında resmi nikah akdi yapılmadığı, bu itibarla da söz konusu belgenin geçerliliği olmadığı ortadadır.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/899, K. 2022/13746, T. 03.11.2022

Buna karşılık 4. Hukuk Dairesi, imam nikâhıyla bir araya gelen ve resmî nikâh kıymayan tarafların mehir senedini borçlar hukuku çerçevesinde değerlendirmiştir:

Yukarıda açıklanan ilke ve kavramlar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu edilen 23/08/2012 tarihli mehir senedi başlıklı belgenin sözleşme serbestisi ilkesi uyarınca ele alınması gerekir.

Somut dosyadaki senette, ziynet ve ev eşyalarının evliliğin gerçekleşmemesi hâlinde taraflar arasında ortak paylaşılacağı kararlaştırılmıştı. Daire, bu şartı dikkate alarak eşyaların tamamı yerine yarı oranında davacıya verilmesi gerektiğini belirtmiş ve kararı bozmuştur. Bu yaklaşıma göre resmî nikâh bulunmasa dahi senet, sözleşme özgürlüğü sınırları içinde borç doğuran bir işlem olarak sonuç doğurabilir; senedin içeriğindeki şartlar da hükme yansıtılmalıdır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2024/1001, K. 2025/1699, T. 18.03.2025

Yargıtay incelemesinden geçen bu dosyada bölge adliye mahkemesi, mehir senedini tanık olarak imzalayan kişilere husumet yöneltilemeyeceğini şu gerekçeyle kabul etmiştir:

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; mehir senedinde davalının annesi ve babası olan davalıların tanık olarak imzalarının alındığı, davacıya karşı herhangi bir taahhüt altına girmedikleri, davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verildiğinden davalılar lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin yerinde olduğu gerekçesiyle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş;

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1538, K. 2020/485, T. 30.06.2020

Hukuk Genel Kurulu, mehir senedine bağlanan ziynet eşyalarının teslim edildiği savunmasının ispatı konusunda şu ilkeyi benimsemiştir:

Ziynetin kadına ait olduğu ve kadının yanından ayırmayacağı karine olmakla birlikte somut olayda, mehir senedinde verileceği belirtilen ziynet eşyalarının davacıya teslim edildiği hususunun davalı tarafından yazılı delille ispatı gerekir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/6015, K. 2023/1019, T. 14.03.2023

Daire, mehir alacağına ilişkin terditli talep doğrultusunda kurulan ilk derece mahkemesi hükmünü onamıştır. Hükmün içeriği kararda şöyle aktarılmıştır:

kadının mehir alacağı davasının kabulü ile 30 adet ata altının aynen iadesine, olmadığı taktirde 20.022,00 TL bedelin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

5. Değerlendirme

Kararlar birlikte değerlendirildiğinde, resmî nikâh olmaksızın düzenlenen mehir senedinin geçerliliği konusunda Yargıtay daireleri arasında farklı yaklaşımlar bulunduğu görülmektedir. 3. Hukuk Dairesi senedi evlilik amacına bağlı sayarak resmî nikâh yapılmadığında geçersiz kabul ederken, 4. Hukuk Dairesi aynı tür belgeyi sözleşme serbestisi çerçevesinde değerlendirmektedir. Bu nedenle dava açılmadan önce senedin içeriği, düzenlenme amacı ve tarafların iradesi dikkatle incelenmelidir.

Senedin geçerli kabul edilmesi hâlinde ise ispat yükü büyük ölçüde borçluya geçer. Borçlu, altınları teslim ettiğini yazılı delille kanıtlamak zorundadır; tanık beyanı bu savunmayı ispat için yeterli olmaz. Talebin aynen teslim ve terditli bedel şeklinde kurulması, mahkemenin hem aynen hem de bedel yönünden hüküm kurabilmesini sağlar.

Senette tanık olarak imzası bulunan kişilerin davaya dahil edilmesi ise kural olarak husumet yokluğu nedeniyle reddedilecek ve davacı aleyhine yargılama giderleri ile vekâlet ücreti doğuracaktır. Bu nedenle davalı tarafın, senedin içeriğine göre yalnızca açıkça borç altına giren kişi olarak belirlenmesi gerekir. Senette ayrıca bir paylaşım veya koşul öngörülmüşse, talebin bu şartlarla uyumlu kurulması da önem taşır.

6. Sonuç

Dinî nikâhta düzenlenen mehir senedine dayalı alacak, resmî evlilik bulunmadığından aile mahkemesinde değil, asliye hukuk mahkemesinde ve borçlar hukukunun genel hükümleri çerçevesinde talep edilir. Senet yazılı ve borçlu tarafından imzalanmış olmalı; dava yalnızca taahhütte bulunan kişiye yöneltilmelidir. Senedin geçerliliği konusunda Yargıtay daireleri arasında farklı yaklaşımlar bulunduğundan, davanın sonucu senedin içeriğine ve somut olayın özelliklerine göre değişebilir. Talebin aynen teslim ve terditli bedel şeklinde kurulması ile ispat kurallarının doğru uygulanması, hak kaybının önlenmesi bakımından önemlidir.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır. Her olayın koşulları farklıdır; kendi durumunuz için bir avukata danışmanızı öneririz.

İlginizi Çekebilir

Hukuki sorununuz için yanınızdayız

Durumunuzu anlatın, size en uygun hukuki yolu birlikte belirleyelim.