Öğretim Elemanlarının Disiplin Suçlarında Zamanaşımı Ne Zaman Başlar?
Üniversitede disiplin soruşturmasında zamanaşımı fiil tarihinden mi, öğrenme tarihinden mi başlar? 2547 sayılı Kanun ve Danışta...
Askerlik görevi sırasında, örneğin terörle mücadele kapsamında bir patlama sonucu yaralanarak kalıcı sakatlığa uğrayan pek çok kişi, o dönemde hiçbir başvuruda bulunmamış olabilir. Aradan uzun yıllar geçtikten sonra akla gelen ilk soru, bu kişilerin halk arasında gazilik olarak bilinen statü ve buna bağlı haklar için hâlâ başvuru yapıp yapamayacağıdır. Mevzuatta bu durum, teknik olarak terörle mücadele görevi sebebiyle malul hâle gelme ve vazife malullüğü kavramları üzerinden düzenlenmektedir.
Bu yazıda; konuya ilişkin temel kanun hükümleri, başvurunun herhangi bir süreye bağlı olup olmadığı, geriye dönük aylıklar bakımından zamanaşımı sınırı ve başvurunun reddi hâlinde izlenebilecek idari yargı yolu genel hatlarıyla ele alınmaktadır. Her somut olayın kendine özgü belgeleri ve sağlık verileri bulunduğundan, burada yapılan açıklamalar genel nitelikteki değerlendirmelerdir.
Erbaş ve erlerin terörle mücadele görevi sırasında malul kalmaları hâlinde hangi haklardan yararlanacakları, 3713 sayılı Kanun'un 21. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde düzenlenmiştir. Hükmün ilgili cümlesi şöyledir:
Erbaş ve erlerden veya geçici veya gönüllü köy korucularından; terörle mücadele görevi ifa ederken yaralanarak veya engelli hâle gelerek ilgili mevzuatına göre malullük aylığı bağlanması koşullarının oluştuğu tespit olunanlar, 2330 sayılı Kanuna göre aylık bağlanması hakkından ve bu fıkranın (c), (d) ve (g) bentlerindeki haklardan, bunların eş, ana ve babaları ile bakmakla yükümlü olunan kişi kapsamına giren çocukları da bu fıkranın (d) bendinde düzenlenen haklardan yararlandırılır.
Aynı maddeye 6353 sayılı Kanun ile eklenen fıkra ise patlayıcı maddeye bağlı olayları ve görevlere gidiş dönüşleri de açıkça kapsama almıştır. Bu ek fıkraya göre:
Kamu görevlileri ile birinci fıkranın (h) ve (j) bentleri kapsamına girenlerden terör olaylarını önlemek amacıyla her türlü patlayıcı maddeye bağlı olarak meydana gelen olaylar sonucunda ya da her ne şekilde olursa olsun terör olaylarının önlenmesi, takibi veya etkisiz hale getirilmesi amacıyla ifa edilen görevler sırasında veya bu görevlere gidiş dönüşler esnasında meydana gelen kazalar sonucunda yaralanan, engelli hâle gelen, hastalanan veya hayatını kaybedenler, birinci fıkranın durumlarına uygun hükümlerinden yararlandırılır.
Belirtmek gerekir ki maddenin (c) ve (d) bentleri konsolide metinde mülga olarak yer almakta ve madde 2026 yılında da değişikliğe uğramış bulunmaktadır. Bu nedenle hangi hakkın hangi dayanakla talep edileceği, başvuru tarihindeki güncel metne göre ayrıca kontrol edilmelidir.
3713 sayılı Kanun'un yollama yaptığı 2330 sayılı Kanun, malullük aylığının artırımlı ödenmesini öngörmektedir. Kanun'un 4. maddesinde şu düzenleme yer almaktadır:
Bu madde gereğince ilgili sosyal güvenlik kurumlarınca kendi mevzuatlarına göre bağlanan aylıklar, (…) % 25 artırılarak ödenir.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 47. maddesi, süresi içinde bildirilmemiş vazife malullüklerinde sonradan başvuru imkânını tanımaktadır. Maddenin ilgili fıkrası şöyledir:
Vazife malûllüğü süresi içerisinde bildirilmeyen sigortalılara; kamu idareleri ya da sigortalılar veya hak sahiplerince sonradan yapılacak bildirim üzerine, vazife malûllüklerinin belgelenmesi ve müstahak olmaları şartıyla, bu Kanunun zamanaşımı hükümleri dikkate alınmak suretiyle vazife malûllüğü aylığı bağlanır veya bağlanmış olan aylıklar düzeltilir.
Söz konusu zamanaşımı hükmü ise aynı Kanun'un 97. maddesinin birinci fıkrasında yer almaktadır:
Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, iş kazası, meslek hastalığı, vazife malullüğü ve ölüm hallerinde bağlanması gereken gelir ve aylıkların, hakkın kazanıldığı tarihten itibaren beş yıl içinde istenmeyen kısmı zamanaşımına uğrar.
5510 sayılı Kanun'un yürürlüğünden önce askerlik yapmış kişiler bakımından, araştırma kaynaklarında belirtildiği üzere 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nun ilgili hükümleri de gündeme gelmektedir. Hangi rejimin uygulanacağı, olay tarihine ve kişinin statüsüne göre ayrıca değerlendirilmelidir.
Başvuru ve dava sürecinin usul çerçevesini 2577 sayılı Kanun belirlemektedir. Kanun'un 10. maddesinin ilk iki fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
1. İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler. 2. (…) Otuz gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer otuz günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler.
Dava açma süresi ise Kanun'un 7. maddesine göre, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hâllerde idare mahkemelerinde altmış gündür.
Danıştay kararlarında, vazife malullüğü aylığı bağlanması istemiyle idareye yapılacak başvurunun belirli bir süreye bağlı olmadığı kabul edilmektedir.
5434 sayılı Kanun'un 49. maddesinde belirtilen koşulların varlığı durumunda, vazife malüllüğü aylığı bağlanması istemiyle 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesine göre idareye her zaman başvurulabileceği ve istemin reddi yönünde tesis edilen işleme karşı dava açma süresi içinde dava açılabileceği sonucuna ulaşılmaktadır.
Daire bu gerekçeyle, davanın süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin ilk derece kararını bozmuştur.
2330 sayılı Kanun'da ve ilgili Yönetmelikte hak sahiplerinin ne şekilde ve ne kadar sürede idareye başvurmaları gerektiğini düzenleyen herhangi bir kural mevcut olmadığından ve ilgililerin aylık bağlanması istemi yönünden herhangi bir başvuru süresi öngörülmediğinden...
Bu kararda da süre aşımı gerekçesiyle verilen ret kararı bozulmuştur. Söz konusu kararlar, olay üzerinden uzun süre geçmiş olmasının tek başına başvuruyu engellemediği yönünde önemli bir dayanak oluşturmaktadır.
Başvuru hakkının süresiz olması, geçmiş yılların tamamına ait aylıkların ödeneceği anlamına gelmemektedir. Uygulamada geriye dönük ödemelerin, başvuru tarihinden geriye doğru beş yılla sınırlandırıldığı görülmektedir.
Bu dosyada ilk derece mahkemesi, 5434 sayılı Kanun'un 117. maddesine dayanarak şu gerekçeyle karar vermiştir:
ilk defa aylığa hak kazanılan tarihten itibaren beş yıl geçtikten sonra Sandığa başvurulması halinde en fazla geçmiş beş yıla ilişkin aylık tutarının ödenmesi gerekmekte olup, beş yılı aşan aylık tutarının Sandık lehine zamanaşımına uğrayacağı
Danıştay 12. Dairesi ise kararı, vazife malullüğü aylıklarının başvuru tarihinden geriye doğru beş yılı kapsayacak şekilde ödenmesi yönünde düzelterek onamıştır.
Vazife malullüğünün kabulü için yaralanma ile görev arasında nedensellik bağının kurulması gerekir. Emir dışında hareket gibi durumlar, 5510 sayılı Kanun m. 47'de de vazife malullüğü hükümlerinin uygulanmayacağı hâller arasında sayılmaktadır.
vazifesini yapamayacak şekilde malul olması ve bu maluliyetin vazifenin sebep ve tesiriyle meydana gelmesi koşullarının birlikte gerçekleşmesi
Kurul, vazife malullüğü hükümlerinin uygulanabilmesi için bu iki koşulun birlikte aranacağını vurgulamıştır.
davacının emeklilik mevzuatı kapsamında vazife malulü sayılıp sayılamayacağından kaynaklanan uyuşmazlığın, askeri hizmete ilişkin olmadığı ve bu konuda değerlendirme yapma ve işlem tesis etme yetkisinin münhasıran Sosyal Güvenlik Kurumuna ait olduğu
Daire bu gerekçeyle, askerlik sırasında terör olayında yaralanan bir kişinin açtığı davada Ankara İdare Mahkemesini yetkili görmüştür. Dolayısıyla başvurunun muhatabı kural olarak Sosyal Güvenlik Kurumu olup yetkili mahkeme somut olayın özelliklerine göre belirlenmelidir.
Yukarıdaki mevzuat hükümleri ve kararlar ışığında, izlenebilecek genel yol şu şekilde özetlenebilir:
Başvuruya eklenmesi uygulamada yararlı görülen belgeler şunlardır:
İncelenen Danıştay kararları, askerlik sırasında terörle mücadele görevi nedeniyle malul kalan kişilerin, aradan uzun yıllar geçmiş olsa bile vazife malullüğü tespiti ve aylık bağlanması için idareye başvurabileceği yönündedir. Buna karşılık geriye dönük aylıkların, uygulamada başvuru tarihinden geriye doğru beş yılla sınırlandırıldığı görülmektedir. Sonucu belirleyecek olan ise çoğu zaman olay ile görev arasındaki bağı gösteren belgeler ve sağlık kurulunca belirlenecek maluliyet derecesidir.
Bu alandaki mevzuat sık değişmekte olup 3713 sayılı Kanun'un 21. maddesinde 2026 yılında da değişiklik yapılmıştır. Bu nedenle başvuru öncesinde ilgili hükümlerin güncel metni ve son yargı kararları ayrıca kontrol edilmeli, her dosya kendi belgeleri üzerinden değerlendirilmelidir.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır. Her olayın koşulları farklıdır; kendi durumunuz için bir avukata danışmanızı öneririz.
Üniversitede disiplin soruşturmasında zamanaşımı fiil tarihinden mi, öğrenme tarihinden mi başlar? 2547 sayılı Kanun ve Danışta...
Hazine arazisini yıllardır ekip biçmek ecrimisil istenmesine engel mi? İdarenin uyması gereken beş yıllık süre, tutanak ve bede...
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı öğretmen atamasını ve güvenlik soruşturmasını nasıl etkiler? 657, 5271 ve 7315 sa...
Durumunuzu anlatın, size en uygun hukuki yolu birlikte belirleyelim.